2 Temmuz 2013 Salı

11.Onur Haftası 2013

merhaba blog yazarı arkadaşlar :))

bu yıl da Onur haftasında bir sürü blog yazarını görmekten mutluyum. ve yazıya neresinden başlasam bilemedim.

öncelikle açılış partisine giderken Bigay ve sevgilisi ile buluştuk. tabi öncesinde ben her parti öncesi yaptığım gibi 3 tane tekila shot'ı ara vermeden bünyeye alıp öyle gitmiştim.saolsun bigayler de bizi bekledi o sırada. hani sevgilisi de maşallah bigay'in tam istediği tipte biri olan, dünya tatlısı bir çocuk. yaşını öğrenince "sanırım ben amca oldum" tepkisini de verdim. :) partide tabi ABBO'yu da görmeden gitmedik.bu çocuk stajda, partide, buluşmada her yerde karşıma çıkıyor.. :))

Onur Yürüyüşü öncesi arkadaşlarım geç kalacağından ben evden önceden çıktım. Lambda'nın önündelerdi bloggerlar da. Bigayle haberleşerek koordinasyonu sağladık. :)) hepiniz iyi ki gelmişsiniz. o kadar kalabalıktık ki, arkadaşlarımı bulmak adına yazarlardan ayrıldım. daha sonra arkadaşları alıp onların yanına da götüremedim.. kalabalığı görseydiniz anlardınız. :) herhalde bir ucu daha istiklal'in başındayken bir ucu tünelin oralardaydı yürüyüşün. önceleri tanınmamak için maske takmayı düşünen ev arkadaşımın, daha sonra bir kaç kameraya eilnde bayrakla poz vermesi de ayrı bir gelişimdi. cesur çocuk!! :)
 







akşam facebook'a pride fotolarını yükledim, ablam bir dahaki yıl benimle katılacağını söyledi. :) vee fakülteden str8 bir arkadaşım da ne güzel ki benimleydi. yine tünele doğru bando ile dans ettik. gece olduğunda sokakta hala ara ara yakından ya da uzaktan "neredesin aşkıııım?" diye sesleniyordu birileri.. ehh biz de tabi "buradayım aşkıııım!!" demeden duramadık. kapalı bir hanımefendinin yanındaki adam elini sallayarak "utanmıyor musunuz!?" diye bir atarlandı bize, biz de hep bir ağızdan ayarlanmış gibi " tabiki utanmıyoruz" dedik ve devam ettik. sırf bizim tepkimiz değildi, o gün onur yürüyüşüne gelmiş ya da gelemeyip gönlünde gelmeyi çok arzu etmiş herkesin cevabıydı bence..

ikinci onur haftamızı geçiriyor olmamıza ramen, yine hiçbir etkinliğe partnerim gelemedi.. yapacak bir şey yok tabi, geçenler de ev arkadaşımla tanıştı ki bu da büyük bir adım onun için. hmm yapabileceğim tek yorum şu; aslında "aşk örgütlenmektir.".

22 Haziran 2013 Cumartesi

Gezi Parkı ve Onur Haftası

uzun zaman oldu yazmıyorum, aslında yazacak öyle çok şey var ki.. üzerimdeki pası biraz atmam lazım....

Gezi Parkı'nda yaşadıklarımı unutamayacağım herhalde.. ben buddhist bir insanım, geçen yıl durakta beklerken görmeden ezdiğim karıncayı bile hatırlayan bir kişiliğim var.. belki de  bu yüzden bana yöneltilen şiddeti de şu anda unutabilecek bir yapım yok. bu gösteriler boyunca elime ne taş aldım, ne sopa. ahh ama çöp topladım, revirler arası malzeme taşıdım, gezici doktorlarla rahatsızlanmış insan aradım, bol bol slogan attım, parka taşıyabildiğim kadar su ve yiyecek götürdüm. çünkü inandığım bir şey vardı.. Mecidiyeköy'de polis başımızın üzerinden ses bombaları atarken, Akparti binasını taşlayanları durduranlardan biri de bendim..

ve bu ülkenin başbakanı hala camide içki içtiler diyor. bir de orada grup seks yapmışız, parkta da yapmışız.. ee başka nerede yapmışız? bu kadar akıllarını seksle bozdularsa, onlar da yapsınlar derim. dinle ilgili bu kadar çok şey yazmayı sevmiyorum ama, kusura bakmayın semavi din kitaplarını enazından birkaç kez okudum baştan sona.. yalan söylemek, iftira atmak ve yaptıkları birçok olayda pek iyi fikirlere sahip değiller.


yarın Trans Onur yürüyüşüne katılacağız arkadaşlarla.. umarım aranızdan birkaç kişi de orada olur. bir hafta sonraki yürüyüşe de mutlaka gelin.

unutmayın! sen yoksan bir eksiğiz!!

Gezi Parkındaki LGBT blok arkadaşlarım, hepinize çok teşekkür ederim. açık olmadığım kuzenim bile "ibne" lafından gey lafına dönmüşse... o homofobisini ve transfobisini gözle görülür bir şekilde değiştirmişse.. benim  değiştirme çabalarıma eklenen sizin duruşunuz sayesindedir.

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Geçtiğimiz cuma akşamı bizimkilerle hep birlikte Tütün Deposundaydık. Esmeray "Bizim Atölye" oyunu ile sahnedeydi, ve Pınar Selek ile nasıl tanıştığını, her birinin belki de her birimizin hayatlarını nasıl etkilediğini çok güzel anlattı.. anlatmadı sadece aynı zamanda bizlere de yaşattı.
Anlattığı bazı anılar güldürdü, bazılarında ise gözlerimiz doldu.. belli ki birlikte iyi günler geçirmişlerdi, ancak her zamanki gibi polis baskısı, toplumun " genel ahlakı" bizim gibilerin karşısına yıkıcı bir güç olarak dikilmişti. Gösterinin sonunda kısa bir söyleşi yer aldı, ve Esmeray samimi bir şekilde neler anlattığını, neleri çıkarttığını paylaştı. Ülkemizdeki adaletin, hukuksuzluğun vardığı boyutu hiç unutmamıştık, ama tekrar üzerinden geçmiş olduk..

30 Nisan 2013 Salı

sonunda bloga yazabiliyorum! maalesef internetin yeni adrese taşınması 2 haftadan fazla sürdü..

bu ara programım çok belirli 7'de uyanıp hafif bir kahvaltı yapıyorum ve spora gidiyorum.sabah daha dinç olduğumdan spor daha zevkli geçiyor. sonrasında tabi ki dersler ve kendi çalışmalarıma kalıyor. yaz sonuna kadar yüksek lisans tezimin ilk kısmını bitirmeyi planlıyorum ki, daha sonra yeni bir alana geçeceğiz hocamla.. asıl iş belki de orada başlıyor.

bu haftasonu ev arkadaşım memleketindeyken ben de partnerimi ağırladım. mutfakta hiç iddialı değilim ama pişirdiklerimi beğenmesi hoşuma gitti. Eva diye bir film seyrettik uyumadan, sonu hariç baya beğendiğim bir film oldu.

bir süredir aklımda bazı şeyler vardı, kafamdakileri biraz tartıp partnerime ayrılmayı isteyip istemediğini sordum. aslında benim başvuracağım bir program var ve olursa avrupa'ya gideceğim. o bunun bu yaz olacağını düşünmüş, beni ayrılmamaya ikna ettikten iki gün sonra sohbet ederken söyledi bunu, ve belki de kendini o yüzden çekmiş olabilir diyorum son zamanlarda. bir de son hafta şehir dışındaydı ve kalabalık bir ekibi yönettiğinden gayet yoğundu.. ben de her mantıklı insan gibi kafamda bir şeyler kuracağıma direk olarak ne düşündüğünü sormayı tercih ettim. sonuç olarak her şey yolunda gözüküyor.. :)



13 Nisan 2013 Cumartesi

taşınma işleri adamı yoruyormuş arkadaşlar.. henüz internetimiz açılmadığından ailemin evine gelmiş bulunuyorum haftasonu için, ama nedense hemen kendi evimi özledim. kısa sürede kendi açımdan bir düzen oturtturdum.. en güzel tarafı da eskiden metrobüse binmiş olacağım sürede eve gelmiş oluyor olmam. taşınalı bir hafta kadar oluyor, ev arkadaşımın ondan önce sevişmiş olmama takacağını bilseydim biraz daha beklerdim.. (kimi kandırıyorum tabi) :) 

onun dışında yüksek lisans dersleri ile uğraşıyorum. daha az sınavım var ancak, ödevler ve projeler baya bir çalıştırıyor. bir yandan da kendi çalışmalarıma bakıyorum, hocama bir iki haftada bir yaptıklarımı sunuyorum. spora da devam ediyorum. kısaca hayatım düzenli şekilde ilerliyor..

yeni bir projem var; "ev arkadaşına kilo aldır".

5 Nisan 2013 Cuma

geçen hafta evi tuttuğumuza göre bu hafta da taşınmaya karar verdik.. dün verdiğimiz temizlik mücadelemizden sonra bugün de eşyaları taşıyoruz. daha sabahtan ailemin evinde eşyaların kolilemesini bitirirken canım çıktı. akşama ne olur bilemiyorum.

heh bu arada dün toplu taşımada buram buram domestos kokan benim ellerimdi.. yemeğe çıktığımızda ellerimi koklayıp  domestos kokusunu sperm kokusuna benzeten arkadaşa, ellerimi hiç domestosa sürmedim dediğimdeki ifadesi paha biçilemezdi.. :))

27 Mart 2013 Çarşamba

merhaba blog,

haftasonu kuzenin nişanı için Manisa yollarındaydım, günü birlik gidip gelince ancak toparlayabildim kendimi tabi. ama güzel bir yolculuk oldu, her şey yolunda gitti.. tabi çoğu şeyde olduğu gibi bizimkiler sağlam güldürdü beni, hani dayımın isteme sırasında kızın adını unutması mı dersiniz, ananemin kıza kuzenin eski kız arkadaşının ismi ile hitap etmesi mi dersiniz.. ama aile olmanın özelliklerinden biri de birbirimizin açıklarını kapatmaktan geçiyor. dayımın durakladığı yerde küçük dayım devam ederek olayı topladı mesela. tam bir düet yaptılar. :)

onun dışında ev arkadaşımla birlikte bir ev seçip tutabildik.. dün akşam kontratı yapıp anahtarları da aldık. :) hem okula, hem partnerime daha yakın olduğum bir yere taşınmak güzel olsa gerek. kendine bu ara sevgi böcüğü desem yeri.. mecidiyeköy'e taşınıyorum diye seviniyor. :) yani bu iki hafta ödevler, vizeler derken bir de taşınma olayım var. erken kalkıp manzarayı izlemeyi özleyeceğim gibi,


dün akşam gey arkadaşlarımla buluştuk, zaten beni ev arkadaşımla tanıştıran da onlardı. ilk açtığım blogda tanışmıştım onlarla, herkes bir yana onlar bir yana desem doğru olur. ilk blog yazılarımızdan bahsettik, depresif yazılarımızı hatırlayıp güldük. ev arkadaşım da blog yazmaya karar verdi, baştan da söyledim ona depresif şeyler yazarsa okumayacağımı.. bakalım yazmaya başlarsa buradan adresini paylaşırım.

16 Mart 2013 Cumartesi

çok sevdim bunu.. :)) Patrick'in "rahat bırak şu hayvanları" dediğini duyar gibiyim. :) 

çok ders çalışmam gerek çooook.. ama böyle abuk subuk şeylerle uğraşıyorum sanırım..

12 Mart 2013 Salı

şu sıralar anladım ki aileye açılmak sadece ilk adım.. düşününce en zor adım gibi geliyor insana, fakat daha sonrasında bir normalleşme süreci var. evet, bugün açıldım yarın her şey farklı olacak diye düşünmemek lazım. tabi aldığınız tepki pozitifse..

açıldıktan sonra ablamın tepkisi çok pozitifken, ki işi bana erkek arkadaş beğenmeye kadar götürüyor; geçen yaz plajda feci utandım sayesinde.. annemin ilk isteği etrafıma açık olmamam yönündeydi.. sana kötü davranılmaya başlansa ilk ben üzülürüm, demişti. o günden sonra üzerinde hiç konuşmamayı tercih etti.. hala biliyorum ki içinde bir kızla evleneceğime dair umutlar var, bir yanım üzülürken diğer yanım bildiğimi okuduğumdan mutlu oluyor. ama yine insan bekliyor, bir adım atsın ve bir kaç kelime söylesin diye.. geçen hafta bu bekleyiş yüzünden patladım sanırım. düşününce kendi çocuğum böyle bir şey açıklasa, en azından nasılsın, mutlu musun diye sorardım gibime geliyor..tartışmasaydık iyidi diyemeyeceğim, içimde kalsa daha kötüydü.. bazen tartışırken bile sakinliğime şaşırıyorum laf aramızda.

konu şu ki; hiçbirimiz istediğimiz hayatları yaşayamıyoruz.. yine de sahip olduklarımdan memnunum. farklı bir ülkede kendime yeni bir hayat kurmanın amacını güdüyorum. herkese bir davet uzattım, dahil olup olmamak onlara kaldı gibi gözüküyor..

11 Mart 2013 Pazartesi



"Teyzen çok şanslı bir kadın, Angelica. İki hayatı var: biri yaşadığı hayat diğeri yazdığı kitap." - Vanessa Bell



5 Mart 2013 Salı

 zaman o kadar çabuk geçiyor ki, sayılı gün hemen geçer misali.. sanki bir noktaya doğru savrulup duruyoruz. herkes anı yaşayın demekte hazır cevapken gelecek için bir sürü sıkıntıya giriyoruz.. heh ben yapmıyorum desem işte o an yalancı olurdum..

söylediğim gibi yüksek lisansa başladım, geçen hafta hocamla çalışma konumuzu da belirledik. hemen araştırmaya başladım tabi.. bu 2 yıl içinde bir şeyler üretip üzerinde çalışmayı planlıyoruz. onun dışında yağ yakmaya yönelik spor yapıyorum, baya baya karın kası da çalışıyorum bu ara.. gayet güzel sonuçlarını aldım.. ödül olarak ta partnerim boynumda iki tane iz bıraktı geçen akşam, çünkü beli inceltirken omuzları genişletmişim. sabah ayrılırken de yine yanına taşınma konusunu işittirip öyle yolladı.

onunla birlikteyken cidden anı yaşıyorum, anı yaşamasam 2 seneye yakındır birlikte olmazdık belki de.. egoları olmayan, tartışmayan, birbirini sıkmayan bir çift olduk hep. hani deseler ki bir kişi olsa, cinsel anlamda isteklerinizin çoğunu karşılasa, üstüne üstlük aranızda duygusal bir bağ da kurulmuş olsa.. bence sevgili istemeyen biri için yalnızlık konusuna gayet iyi bir çözüm.. onunla tanıştığımda sevgili istemiyordum, şimdi ciddi bir ilişkiye daha ılımlı bakıyorum.. ama kesin olarak fark ettiğim bir şey varsa anı yaşarken gerçekten mutlu olduğum..

14 Şubat 2013 Perşembe

In Dwimordene, in Lorien 
Seldom have walked the feet of men, 
Few mortal eyes have seen the light 
That lies there ever, long and bright. 
Galadriel! 
Galadriel! 
Clear is the water of your well; 
White is the stars in your white hand; 
Unmarred, unstained is leaf and land 
In Dwimordene, in Lorien 
More fair than thoughts of Mortal Men.

11 Şubat 2013 Pazartesi

dün okuduğum Ayşe Arman'ın yazısını birkaç arkadaşım ile paylaştım, başlık şöyleydi "ben bir dönme annesiyim.". en az benim kadar etkilendiler ve genel düşünce şöyleydi; LGBT'nin T'sinin yaşadıkları geri kalanınkinden çok daha zorluydu.. en basiti geçen ay metrobüsle giderken ilk defa çok rahat oturacak yer buldum, sebebi de şuydu; Avcılar'dan binen trans bireyin yanına kimse oturmak istememişti. 

yazıyı okurken, işte anne olmak böyle bir şey olsa gerek, dedim kendi kendime. anne soruyordu; elalem mi benim çocuğum mu? hangisini seçeceğim? ...ve çocuğunu seçerek devam ediyordu hayatına, mücadelesine...

devletten, heteroseksüel bireylerden ayrımcılık gördüğümüz kadar LGBTQA içinde de karşılaşmıyor muyuz bu durumla? efemine eşcinsel erkekleri düşünelim, tanıştığım insanların özellikle feminen olanları yine efemine olanları anlamadıklarını, sevmediklerini söyleyenlerdi. en azından benim gözlemim bu şekilde oldu.. ya da zamanında bir kadına aşık olduğumu, zaman zaman kadınları çekici bulduğumu ve arzuladığımı öğrendiklerinde LGBT'nin B'si dışında karşılaştığım bifobi..heteroseksüel arkadaşlarımdan görmedim ben bu kadarını.. 

eski sevgilimin transfobisini yenmeye çalışırken kendimde de çok ilerleme kaydettiğimi düşünüyorum, bunun en büyük yardımcısı blogger, Lambda İstanbul'dan aldığım yayınlar ve orada tanıştığım kişilerdir.. o hanımefendi ben bir dönme annesiyim derken çocuğum özüne döndü diyor, ve ben hem annenin hem kızının cesaretine hayranım..




3 Şubat 2013 Pazar

aileyle güzel vakit geçirmek gibisi yok. bugün tek açık olduğum kuzenimin doğum gününü kutladık, zaten hediyeleri açarken kitabı görünce hemen benim aldığımı anladı. :) belki de bol bol kitap okuyan biri olması açıldığım tek kuzenim olmasında fazlaca rol oynamıştır.. 4 tane kedisi var.. öyle bir yatıyorlar ki bir kedi nerede bitip diğeri nerede başlıyor anlayamıyorsunuz.

bu akşam bir de fener maçı ile barcelona maçları arasında gidip geldik sürekli. çok batıl inançlarımız olmasa da maç skoruna göre koltukta oturma sıramız var, duruma göre sürekli yer değiştirebiliyoruz. amaç, bildiğiniz oyun oynamak.

bir de yazmadan edemeyeceğim; haberleri takip ederken sürekli kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine rastlıyorum.. bu bireylerin büyük çoğunluğu ailelerinden, sevgililerinden, kocalarından şiddet görüyor. erkek egemen yapının sonuçları.. trans bireyler ve diğer tüm cinsel yönelime ve kimliğe sahip insanlara uygulanan şiddetin ve nefretin bir türevi bu. sonuç olarak kaynak aynı; heteroseksist, erkek egemen, maskulen bir yapının üretimi.. şu erkeklik gururu diye çocuklara öğretilen şey kök salıp dallanıp budaklanıp hastalıklı meyveler veriyor sonuç olarak.. tavşana kaç tazıya tut muhabbeti dönüyor kadın erkek ilişkilerinde. dua ediyorum ki bir gün toplum olarak silkelenip adam gibi çocuklarımızı eğiteceğiz.

25 Ocak 2013 Cuma

bugün küçük bir İstanbul turu yaptım kendimce. önce Kadıköy'e gidip kendime bir türk kahvesi ısmarladım.. hava gayet güzel olduğundan baya dolaştım, yürüdüm. hatta ara sokaklarda dolanırken bir köşeyi döndüm, insanlar sokağın ortasında cuma namazı kılıyormuş. hangi yöne sapsam bir an şaşırdım, panikledim.. daha sonra deniz yolu ile Kabataş'a geçtim. ohh deniz havasına doydum. Dolmabahçe'yi de özlemişim, martıları da öyle.. hava akımını yakalayıp süzülmelerine hayranım, Jonathan Livingstone'un da bu hayranlıkta etkisi azımsanamayacak ölçüde.. daha sonra Taksim'e çıktım, St.Antuan kilisesinde dinlenmeyi çok severim, içeride kendime ait hiçbir şey olmadığından dışa yabancılaşıp içe dönmeyi gayet seviyorum.. belki de şehrin kalbinin attığı bir yerde kısa ama güzel bir deneyim yaşadığımdan..

pazartesi günü tez savunmamı da hallettim, içimin rahat olduğu bir proje yaptığıma inanıyorum.. öğreneceklerimin varlığı beni mutlu ediyor.. okula verdiğimiz kopyaları hocalara imzalatırken, danışman hocamın ona verdiğim kopyasını da bana imzalatması çok hoşuma gitti.. sunum sonunda da tebrikler artık bir mühendissin, demelerinin hoşuma gittiği gibi.. 

"ne önemi var mutlaka yitip gitmenin; bütün bunların kendisi olmadan da sürmesinin; nefret mi ediyordu, yoksa ölümün kesin sonucu avutuyor muydu? Yine de nasılsa, Londra sokaklarında, günlük hayatın akışında, şurada burada yaşıyordu işte, Peter da yaşıyordu, birbirlerinde; kendisi, emindi bundan, doğduğu yerdeki ağaçların bir parçasıydı, oradaki çirkin, eski, dökülen evin bile, hiç karşılaşmadığı insanların bile bir parçası, sevdiklerinin arasına bir sis gibi dağılırdı, onlar da tıpkı sisi kaldıran ağarlar gibi (kaç kere görmüştü), dallarında kaldırmışlar, yükseltmişlerdi onu; bak ta nerelere uzanıyordu hayatı, kendisi." diye kaleme almış Virginia Woolf'un 131.doğum günü bugün...

8 Ocak 2013 Salı

Finallerim bitsin döneceğim demiştim ve dün son final sınavıma girmiş olarak iç rahatlığıyla bloga yazabiliyorum.. blogları okumayı özlediğim kadar yazmayı da özledim cidden.

geçtiğimiz haftasonu kendime mezuniyet için bir hediye almak istedim ve çok beğendiğim bir saat aldım. bugün not dökümüme bakarken geçtiğimiz 4 buçuk senenin özetini okumak çok zor değildi benim için; ilk sene ilk erkek arkadaşımdan ayrıldığım, eşcinsel yönümle barışamayıp bunalıma girdiğim sene.. insanın kendinden nefret etmesi gerçekten hayatı güçleştiriyor. 2.sınıfın sonlarına doğru tam biraz toparladım derken annemlerin tekrar denemeye karar vermesi, benim kabullenmeyip sessizce eşyalarımı alıp evden gitmem. hepsi gayet etkilemiş.. 3. ve 4.sınıfta yakın arkadaşlarımın hepsine açılmam, biseksüelliğimi daha iyi tanımam, aileme açılmam, çok arada kalıp yıprandığım bir boşanma ile ebeveynlerimin tamamen yollarını ayırması.. 

öğrendiğim bir şey varsa sancılar olmadan yeni bir sen doğmuyor.

...................................................................................................................................

bu sene yeni yıla neredeyse ders çalışarak girdim. ama partnerime söz verdiğim gibi yeni yıldan hemen önce çalışmayı bıraktım. çok sevdiğim bir şey varsa, ailemle olmak gerçekten eğlenceli.. herkes gıcır gıcır giyinmiş diye ben de kalkıp bir duş aldım sakallarımı düzelttim ve yeni yıl yemeğine katıldım. dayım her yıl olduğu gibi yılbaşı için özel olarak yatırdığı şaraplardan getirmişti.. bolca şarabın tüketildiği güzel bir yemek oldu. yeni yıla da dans ederek girdik ne güzel. zaten ailede bir club havası var, anladım ben. :)
bu soğuk havalarda en güzel sevgili ile uyunuyor bence.. zaten "küçük ayım" diye sevdiği oluyor beni. (evet kendimi oldum olası "bear" hissediyorum.)  sonra kış uykusuna yatmış gibi yataktan çıkamıyoruz..