25 Mart 2015 Çarşamba

senelerdir Kanada'ya yerleşmek istediğimden bahsederim. Bu hayalim; pardon amacım nelerden kaynaklanıyor dersem.. öncelikle alanımla ilgili en iyi doktora yapılacak ülke olması; ekibinde yer almak istediğim hocanın çalışmalarını yıllardır takip ediyor olmam; Türkiye'de bu alanda neredeyse kendi hocasını zorlayarak tek çalışan kişi olmam; LGBT haklarında medeni yaklaşımları ve günün birinde aile kurabileceğim bir ülke olarak gözükmesini sayabilirim.

Buraya yazmadığım süre boyunca hep başvurular ile uğraştım. Ne olur ne olmaz diye arkadaşımla başvurduğum başka bir ülkeden.. hele ki dünyanın öbür ucunda olan yerden çok iyi bir teklif aldım. hala Toronto'dan cevap beklerken şu aralar kabul aldığım yerin belgelerini tamamlamaya çalışıyorum.

Tekrar ailemin yanına yerleştim ki gitmeden daha çok vakit geçirebileyim. Erkek arkadaşımla 4.yıl dönümümüzde vedalaşacağız gibi duruyor. Tabi ki bu bir daha görüşmeyeceğiz anlamına gelmiyor.. sadece uzak ilişkiye ikimiz de inanmıyoruz. O da filmini tamamladı ve gelecek ay Akbank film festivalinde izleyeceğiz gibi duruyor.. :)

5 Temmuz 2014 Cumartesi

merhaba herkese,

bu seneki Onur Yürüyüşü'nden bahsetmeden geçmemek istedim. Umarım hepiniz katılabildiniz.. yine çok kalabalık ve aynı zamanda eğlenceli bir yürüyüştü.. ancak polisin İstiklal'in girişini kapayarak, yine "tarih" yazdığını yaşadık, gördük.. o yüzden her sene bayrağı açtığımız yerde bulunamadık. onun yerine yürüyüş başladığında bir organizasyon eksikliği göze çarptı..

Unutmayalım ki, Stonewall ayaklanmalarının yıl dönümünü de kutluyoruz..

 "Görev kıyafeti içinde karnı üzerinde yatmış bir polis ve üzerinde bacaklarını ayırmış bir drag queen vardı. Ayakkabısı ile, ya da yüksek topuklusu mu bilmiyorum ama ölümüne dövüyordu, ama eşşek sudan gelinceye kadar dövüyordu. Histerik bir şeydi."
"o gece çok kafa kırıldı, birçok insan yaralandı. Ama - hepsi daha fazlası için geri geldi.. ve daha fazlası. İşte o zaman bizi hiçbir şeyin durduramayacağını söyleyebilirdiniz, ya da gelecekte hiçbir zaman."

Önemli olan bir şey var, bir çoğumuz için Onur yürüyüşü görünür olmak açısından çok gerekli.. o en başından beri dikte edilen utanç duygusunun olumlulandırılması olduğundan.. Heteroseksüel insanlar açık alanda istediğini çok tepki görmeden yapabiliyorken, arkadaşınız size ufacık bir öpücük verdiğinde bile hemen "hop hop" diye tepkiler duymaktan çok sıkıldım. Fransa'daki arkadaşım ile konuştuğumda, oradaki insanların birçok yasal hakkını temin ettiğini ve bizim yürüyüşün çok daha politik geçtiğini söyledi.. bu yüzden o da burada olmayı çok istiyordu..  


Yine arkadaşlarımdan ayrıldıktan sonra, kalabalıkta bir türlü telefonum çekmediğinden, benimki çektiğinde de partnerimin çekmediğinden kendisine ulaşamadım. ben de sevgili blog yazarlarımızın yanına uğradım. eski tanıdıklarım kadar yeni yazarlar da oradaydı ve hepsi ile tanışmaktan mutluluk duydum. bir de mavigözün gözleri ne kadar da güzelmiş demeden edemedim. pistisciğim yine o güzel hali ile oradaydı, bu kızın kendine özgü bir çekiciliği var hep dediğim gibi. sonunda werther ile de tanışmak çok güzeldi ve tahmin ettiğim gibi biri ile karşılaşmak beni mutlu etti, kelimeleresadakat'i çok değişmiş buldum bu sefer. deyim yerindeyse çok büyümüş. :) Patrick'i uzun süredir görmemiştim, neredeyse geçen seneden beri. Yeni okul, yeni şehir iyi gelmiş kendisine.. yazmak için beklediğimden diğer blog yazarlarının ismini hatırlayamadım, kendilerinden çok özür dilerim. yüzleri ve konuşmalarımız çok ta aklımızda oysaki.. umarım bir toplanma ayarlarız ve daha uzun sohbet edebilme şansımız olur.

Normal olmamak lazım arkadaşlar, ne boka yaradı normal olmak.. normal algısı genelden geliyor bu toplumun, genel ahlakları batsa kimsenin umrunda olmayacağı gibi.. Bazen bu yürüyüşlerin bir sene boyunca birkaçımızın intiharını engellediğini düşünür oldum.. 

13 Nisan 2014 Pazar

merhaba sevgili bloggerlar,

şu sıra gerçekten istediğim şeyleri yapmanın keyfini yaşıyorum, dersler haricinde çok sevdiğim iki hoca ile birlikte çalışıyorum ve çalıştığımız proje doğrultusunda ikisi ile çalışmalarımızı birleştirdim.

aldığım bir derste dönem sonu vereceğimiz 3 kişilik projede dersi bırakmayan tek kişi olarak tümden yalnız kaldım.. sinir olduğum konu bunu dönem sonuna geldiğimizde söylemeleri.. ve arkadaşın kendi konusunda ısrar etmesi dolayısı ile hiç anlamadığım bir konuda 4 hafta içinde 3 kişilik projeyi bitirmem gerekiyor.. blogger buluşmasına gelemezsem tüm iş yüküm arasında başıma bir de bunun gelmiş olması olacak... ama gelebilmek için elimden geleni yapacağım.

spor konusunda da partnerimle aramızda tatlı bir rekabet var.. her türlü kazanmış oluyoruz tabi. :) son sefer seviştiğimizde kasları daha bir şiştiği için farklı bir kişi ile sevişiyormuşum gibi gelmedi değil.. :) yoğunluktan spora da devam edemedim bu ara.. yeni programımı da kendisi yapacak bu hafta. gym programını sevgilisi yapan biri olarak şanlı mı hissetmeliyim ne? ;)

heh bir de telefona growlr yükledim, kanada'dan insanlarla konuşuyorum ara ara :) eğlenceli oluyor.. belki gitmeden bir iki arkadaş edinirim.

bir de Stonewall ile ilgili olan belgeselleri izledim.. ve filmi de bir harikaydı.. izlemenizi tavsiye ederim mutlaka! Onur haftasında neyi andığımızı anlamanız açısından.. ancak ingilizce bilmeyen arkadaşlar için müsait olduğum bir zaman altyazısını çevirmek istiyorum. tabi nasıl altyazı hazırlandığını öğrenmem gerek.. ama mutlaka yapacağım.

bir de en son şöyle bir şey karaladım..

2 Mart 2014 Pazar

bir hafta içinde taşınmaya karar verip ev bulmak, ardından temizlik, kutulama... bir yandan konferansa bildiri yetiştirme derken.. 2 gündür uyumadığımı fark ettim. :) dün gece sağlam bir uyku çektim denebilir.. kafeinin gücü adına her şeyi yetiştirdim gibi.

artık 3 kişiyiz evde ve çok iyi anlaştığım arkadaşlarımla birlikteyim.. yeni gelen arkadaşım kendi ev arkadaşı ile pek uyuşamadığı için bizim yanımıza gelmeyi talep etti. ben de kabul ettikten sonra, hemen daha büyük bir ev bulduk. şimdiki evimiz güzel bir dubleks.. tam nargile içmelik bir terası var. ;)),

artık doktorada kalıcı bir eve geçmek istiyorum tabi.. önümüzdeki haftalarda birlikte çalışmak istediğim profesör ile bağlantıya geçeceğiz, ayak parmaklarıma kadar çapraz yapıp heyecan ile cevabını bekleyeceğim. malum bu sene 4 tane yayın çıkartıyoruz ve her şey yolunda gözüküyor.. sürekli çalışmam gerekse de sevdiği işi yapınca insan pek rahatsız etmiyor bu durum, ancak sosyal ilişkilerde biraz zayıfladığımı da fark ediyorum. :) "socially awkward" bir insan olduğumun farkındayım, ama yine de elimden geleni yapıyorum.

..............................
Garden of sinners animesinin müziklerini blogun arka plan müziği olarak sürekli kullanıyorum, ve animenin Shiki karakteri sevilmeyecek gibi değil.. 7 bölümlük bir diziydi. konuyu 4.bölüme kadar anlamak pek olası olmasa da kullandığı; tek bedende hem erkek hem kadın kişiliğe sahip olma, kendinin farkına varma, kendinden iğrenme, zayıf kişiliğini öldürme, ardından yeniden doğuş, ve son günah temaları ile benim beğenimi kazanmıştı..

15 Şubat 2014 Cumartesi

yarıyıl tatilinde sürekli okulda olmamı geçtim, dönemin ilk haftasının bahar havasında geçmiş olması sizce de haksızlık değil mi? doğal olarak hiç adapte olamadım dönemin başlamasına.. bu yaz bir konferans için Japonya'ya gidecektim ve bir hafta daha uzatıp tatil yapmayı planlıyordum, ancak en yakın dostlarımdan bir tanesinin o tarihte evlilik günü alması tam bir rastlantı oldu.. e tabiki de gidemeyeceğim. artık doktora da giderim diye kendimi avutuyorum.




bu hafta partnerimle izleyeceğimiz film olarak "My neighbor Totoro" yu seçtik.. tabi ben öncesinde 2 defa izlemiştim. :) kendisini Hayao Miyazaki filmlerine alıştırıyorum. izledikten sonra diğer filmlerini de izleme kararını aldık.. ve film bittikten sonra, arka planındaki hikayeden bahsedince baya şaşırdı.. ve ben izlerken ne kadar eğlenceli sahneleri olsa da üzülmeme engel olamadım..


eğer filmi izlediyseniz biliyorsunuz ki küçük kızın ismi İngilizce'de mayıs anlamına geliyor, ablasının ismi ise Japonca'da aynı anlamda.. Japonya'da yaşanmış bir olaya göre, Mayıs ayında küçük bir kız öldürülüyor ve bunu ablası buluyor.. abla bunalıma girdiğinde hem rakun hem de kedi ruhları gördüğünü söylüyor hemen intihar etmeden önce.. o yüzden Totoro aslında bir ölüm tanrısı. ve evde ilk gördükleri küçük siyah "cinler" ölmeden hemen önce görüldüğü söyleniyor. filmde abla kızı bulabilmek için Totoro'nun olduğuna inandığı ağaçlığın kenarına gelip geçiş için yalvarıyordu.. orada aslında bu dileğine karşılık ölülerin dünyasına geçiyor.. bir nevi intihar ediyor yaşanmış olayda olduğu gibi, o zaman ayaklarının dibinde o küçük siyah cinleri görebilirsiniz. filmin son sahnelerinde de kardeşlerin gölgeleri gözükmüyor.. ve kedi şeklindeki otobüsün duraklarından birinin adı "mezarlık yolu".. filmin sonunda anne, abla için " o çok duygusal bir kız.." diyordu, ve sonra "sanırım mei ve satsuki'yi ağacın üzerinde gülümserken gördüğünü" söylüyor.. çünkü hastalığı kötüye gittiğinden yakın zamanda o da ölecek.. filmi bunları bilerek izlerseniz bambaşka bir deneyim oluyor.. 
her ne kadar bunlar söylenti olsa da diğer ipuçlarını bulmayı size bırakıyorum.

29 Ocak 2014 Çarşamba

Biz LGBTQ bireylerin farkında olması gereken bir şey var; benim gibi arkadaşlarınızın çoğu heteroseksüel ise hepsi evlenmeye başladığında dönüp kendinize bakmak için acele etmeyin. tabi insan hayatında aile olacağı, güveneceği birine ihtiyaç duymaya başlıyordur bir süre sonra ama.. ki bu yaş benim için 30'lu yaşlar.. iyi seçim yapmak gerektiğini düşünüyorum, galiba evlilikten önce boşanma olayını yakından gözlemleme şansı edindiğimden olabilir.

Partnerim başka ülke vatandaşı olduğundan hemcinsi ile evlenme hakkına sahip, evlilik teklifini nasıl ret edeceğimi düşünürken akla karayı seçtim ve ikincisinden sonra tekrar soracağını düşünmüyorum. malum çocuk falan istemiyor ve diğer bazı konular.. bir de zaten açık ilişki modelini benimsedik, rahat takılıyoruz yıllardır.. ama sanırım kafamın bir yerinde, gelecek planlayabileceğim biri ile bir şeyler yaşama arzusu devam ediyor, her ne kadar doktoraya kadar bu fikirleri erteledim diye düşünsem de.. :)) 

bir de bir ara okuldan bir hoca ile beklenmedik şekilde yakınlaşmış ve bir kaç kez yatmış olabilirim.. neyse okuldan ayrılmadan bu da böyle bir şeymiş dedim..(not: benden bir kaç yaş büyüktü) 


18 Ocak 2014 Cumartesi

bazen insan kendini kadere inanmaktan alıkoyamıyor. nedense pek kaderci bir insan olamıyorum, ama.. sanki hepimiz için bazı seçimler yapılmış gibi ve kader hiçbirimize soluklanacak bir an vermiyor. anladığım bir şey varsa gördüğümüz düzen ya da kaos birbirinin bir parçası.. bakabildiğimiz perspektiften yorumlayıp adını koyabiliyoruz yaşadıklarımızın..

aklıma Gandalf'ın Frodo'ya verdiği öğüt geliyor:

" bunun gibi zamanları görmek için yaşayanlar.. o kararı vermek onlara bırakılmamıştır.. tüm karar vermek zorunda olduğumuz şey bize verilen zamanda ne yapmamız gerektiği,....., bu cesaret verici bir düşünce."

bir de Amelie'de şöyle diyordu: "fırsatlar Fransa bisiklet turnuvasına benzer. uzun zaman beklersin ama çabuk geçer. harekete geçmek için çok düşünmemelisin."

bazen büyük hatalar yaptığımızı düşünüyoruz, bazen ise küçük hatalar oluyor.. ders alıp ya da dersi o an anlayamayacak kadar "çocuk" olup yolumuza devam ediyoruz, ama bu hikayelerin sonunu görmeden karar vermek biraz anlamsız geliyor şu anda..