25 Ocak 2013 Cuma

bugün küçük bir İstanbul turu yaptım kendimce. önce Kadıköy'e gidip kendime bir türk kahvesi ısmarladım.. hava gayet güzel olduğundan baya dolaştım, yürüdüm. hatta ara sokaklarda dolanırken bir köşeyi döndüm, insanlar sokağın ortasında cuma namazı kılıyormuş. hangi yöne sapsam bir an şaşırdım, panikledim.. daha sonra deniz yolu ile Kabataş'a geçtim. ohh deniz havasına doydum. Dolmabahçe'yi de özlemişim, martıları da öyle.. hava akımını yakalayıp süzülmelerine hayranım, Jonathan Livingstone'un da bu hayranlıkta etkisi azımsanamayacak ölçüde.. daha sonra Taksim'e çıktım, St.Antuan kilisesinde dinlenmeyi çok severim, içeride kendime ait hiçbir şey olmadığından dışa yabancılaşıp içe dönmeyi gayet seviyorum.. belki de şehrin kalbinin attığı bir yerde kısa ama güzel bir deneyim yaşadığımdan..

pazartesi günü tez savunmamı da hallettim, içimin rahat olduğu bir proje yaptığıma inanıyorum.. öğreneceklerimin varlığı beni mutlu ediyor.. okula verdiğimiz kopyaları hocalara imzalatırken, danışman hocamın ona verdiğim kopyasını da bana imzalatması çok hoşuma gitti.. sunum sonunda da tebrikler artık bir mühendissin, demelerinin hoşuma gittiği gibi.. 

"ne önemi var mutlaka yitip gitmenin; bütün bunların kendisi olmadan da sürmesinin; nefret mi ediyordu, yoksa ölümün kesin sonucu avutuyor muydu? Yine de nasılsa, Londra sokaklarında, günlük hayatın akışında, şurada burada yaşıyordu işte, Peter da yaşıyordu, birbirlerinde; kendisi, emindi bundan, doğduğu yerdeki ağaçların bir parçasıydı, oradaki çirkin, eski, dökülen evin bile, hiç karşılaşmadığı insanların bile bir parçası, sevdiklerinin arasına bir sis gibi dağılırdı, onlar da tıpkı sisi kaldıran ağarlar gibi (kaç kere görmüştü), dallarında kaldırmışlar, yükseltmişlerdi onu; bak ta nerelere uzanıyordu hayatı, kendisi." diye kaleme almış Virginia Woolf'un 131.doğum günü bugün...

8 Ocak 2013 Salı

Finallerim bitsin döneceğim demiştim ve dün son final sınavıma girmiş olarak iç rahatlığıyla bloga yazabiliyorum.. blogları okumayı özlediğim kadar yazmayı da özledim cidden.

geçtiğimiz haftasonu kendime mezuniyet için bir hediye almak istedim ve çok beğendiğim bir saat aldım. bugün not dökümüme bakarken geçtiğimiz 4 buçuk senenin özetini okumak çok zor değildi benim için; ilk sene ilk erkek arkadaşımdan ayrıldığım, eşcinsel yönümle barışamayıp bunalıma girdiğim sene.. insanın kendinden nefret etmesi gerçekten hayatı güçleştiriyor. 2.sınıfın sonlarına doğru tam biraz toparladım derken annemlerin tekrar denemeye karar vermesi, benim kabullenmeyip sessizce eşyalarımı alıp evden gitmem. hepsi gayet etkilemiş.. 3. ve 4.sınıfta yakın arkadaşlarımın hepsine açılmam, biseksüelliğimi daha iyi tanımam, aileme açılmam, çok arada kalıp yıprandığım bir boşanma ile ebeveynlerimin tamamen yollarını ayırması.. 

öğrendiğim bir şey varsa sancılar olmadan yeni bir sen doğmuyor.

...................................................................................................................................

bu sene yeni yıla neredeyse ders çalışarak girdim. ama partnerime söz verdiğim gibi yeni yıldan hemen önce çalışmayı bıraktım. çok sevdiğim bir şey varsa, ailemle olmak gerçekten eğlenceli.. herkes gıcır gıcır giyinmiş diye ben de kalkıp bir duş aldım sakallarımı düzelttim ve yeni yıl yemeğine katıldım. dayım her yıl olduğu gibi yılbaşı için özel olarak yatırdığı şaraplardan getirmişti.. bolca şarabın tüketildiği güzel bir yemek oldu. yeni yıla da dans ederek girdik ne güzel. zaten ailede bir club havası var, anladım ben. :)
bu soğuk havalarda en güzel sevgili ile uyunuyor bence.. zaten "küçük ayım" diye sevdiği oluyor beni. (evet kendimi oldum olası "bear" hissediyorum.)  sonra kış uykusuna yatmış gibi yataktan çıkamıyoruz..