30 Nisan 2012 Pazartesi

 cidden güzel bir hafta sonu geçirdim. birincisi nişanda çok eğlendik. tüm kurtlarımızı döktük bizimkilerle.. zaten gelinimizin annesi nişanı siz yaptınız dedi çıkarken. tabi neyi ne kadar içtim hatırlamıyorum, kafam inanılmaz güzelleşti eve dönerken.. takside uykum gelmişti ama eve gelince tabi kaçtı anında. sevgili arkadaşım Türk kahvesi yapmaya girişti.. :) yine bana fal bakan olmadı ama.. heh bir de bizimkiler yüzükleri takarlarken benim mutluluktan gözlerim doldu, sonuçta bizimkiler bana "kız anası" diye takıldılar.. ehh biz erkek tarafı olsak ta, aslında taraf tutmadan mutluluklarını paylaştık .:) heh bir de bu kadar Latin oynayabildiğimizi bilmiyordum ben de..


pazar sabahı arkadaşlarımızdan biri bizi kapıda karşıladı, apartmanın kapısından bir çıktık ki elinde börek paketi.. :) İstiklal'in girişindeki simit evinin terasında kahvaltı ettik. zamanında aşık olduğumu söylediğim kız sizi bir kafeye götüreceğim deyince oradan kalktık.   kafenin garsonu da biraz ilginçti.. biraz değil baya ilginçti.. tamam dışarıda olsa kesin bakardım da, yanımda o kadar kız varken kur yapmazdım galiba.. ehh biraz tam tersi oldu.. baya konuşkandı aslında, siparişleri getirirken de biraz kesiştik ne yalan söyleyeyim. :D ama hesabı öderken, benim dediğim o kıza, hesap önemli değil beni bıraksalar olur demesi biraz abartıydı hani.. artık ne planlıyorsa :P



28 Nisan 2012 Cumartesi

bugün cidden mutlu bir gün, çünkü en yakın arkadaşlarımdan biri nişanlanıyor. bu hafta zaten yeterince yoğun geçti; cuma günü de hoca projemiz üzerine soruları ile sıkıştırdı. baya hazırlandık o yüzden. diğer gruplara bizim grubu yakalamalarını söyledi. :) kendi alanımda diğer gruplardaki arkadaşlara da yardımcı olmaya çalıştım falan.
mühendis olmayı seviyorum, ama akademisyen olup olmayacağım aklımda bir soru işareti...


geçen cuma arkadaşlarla eğlenmeye gittiğimiz de önce "normal" bir bara gittik. ben zaten kendimi bir süre sonra heteroseksüel sanmaya başladım. ;) bizimkilerle soluğu gey barda alıp durumu dengeledik. :) o akşam teknisyen bir çocukla tanışmış oldum. kendisi ile aynı yaştayım. yeni işe kabul oldu bu hafta ve benim staj yapacağım yerde olması da ilginç bir raslantı... bir de ailemin evine 2 dakika yürüme mesafesinde yalnız yaşıyormuş. :) ehh ama şöyle diyeyim, çok tatlı bir yüzü var ama artık zayıf insanları çekici bulmuyorum erkeklerde.onu fark ettim. kas güzel şey, ama her şey değil tabi. :) bir de partnerime o kadar alıştım ki pek etrafımla da ilgilenmiyorum. iletişim var ama hep sınırlı ölçü de kalıyor. bir de velet geçen ben bir şey anlatırken telefonu ile video çekmişti, beni özleyince onu izliyormuş.. ben de birlikte uyurken çektiğimiz resimlere bakmıyor değilim hani.. sevmek hoş bir şey.. sevildiğini anlamakta..


bu akşam büyük ihtimalle tüm kurtlarımızı dökmüş sarhoş olmuş olarak bize döneceğiz. odamda bir çekyatım, tek kişilik yatağım bir de çift kişilik şişme yatağım var. hepsini sığdırabileceğim umarım.. ahh bir de zamanında aşık olduğum kız da bu gece bize geliyormuş, benim için biraz sürpriz oldu..

20 Nisan 2012 Cuma

bugün yoğun bir gün oldu.. bir süredir Japonya'ya gidecek olan yaklaşık bir on sayfalık ön yazı üzerinde çalışıyorduk. ben sistemin CD&H'ını tasarlıyorum 2 aydır ve benim kısmımda hiç düzeltmeye gerek görülmedi.. feci mutlu oldum, zaten sistem mühendisimiz CD&H'ımız eksiksiz oluyor, mükemmel falan diyerek övdüğünden utanıp kızardım. çaktırmayın kızı acayip hoş buluyorum.beni hep kendisini izlerken yakalıyor.. yüz hatlarını feci sevimli buluyorum ama.. :) bir şeylerde başarılı olmak hoşuma gidiyor, nedense biseksüel kimliğimle ilişkilendiriyorum bu durumu. bizim gibi insanların daha iyi bir izlenim bırakması gerektiğine inanıyorum. birincisi televizyonda çıkan kişiler dışında bir duruşa sahip olmamız lazım olduğuna, ikincisi de LGBTQ çocuklar için iyi bir rol modeli oluşturmamız gerektiğine inanıyorum.. özellikle de bizim neslin..


bu akşam arkadaşlara Beşiktaş'ta yemek yiyelim sonra da nargile falan içmeye gidelim diye mesaj atmıştım. ama arkadaşların gey(tamam Türkçem harika değil, sürekli ingilizce kitap,makale okumaktan karıştırır oldum her şeyi. ama gay diye okumuyoruz bu kelimeyi.yazdığımda böyle düzeltenlere kızıyorum) bara gitme planları varmış, ben de tamam dedim. :) bakalım nasıl olacak. geçen gün zaten tam enerjimi harcayamamıştım dans ederek. :) öncesinde 2-3 defa Tekyöne gitmişliğim var, Love Bara ise eski sevgilim ve arkadaşlarla sayamayacağım kadar gittik. sonra bir soğuma geldi, telefonumu değiştirdim, mail adreslerimi kapadım. hem sevgilimden hem de o arkadaşların hayatından bir anda çıktım. iyi bir insan olduğumu iddia etmiyorum, bazı insanları baya üzdüm.. ama ben de üzüldüm çok yahu, ama şimdi konu o değil.. düşünün, yediğiniz çikolatanın tadını bile düzgün alamıyorsunuz. o zaman hayatınız da yanlış bir şeyler var demektir..

18 Nisan 2012 Çarşamba

geçen haftadan beri ödevler sınavlar derken nasıl zaman geçiyor anlamıyorum.. asosyallikte dibe vurmuştum hani.. bu akşam fakülteden hoşlandığım diye söylediğim çocuğun düzenlediği parti vardı Taksim'de. ona gittik arkadaşlarla, bir kaçı gerçekten sıkıldı, hani dans etmeyeceksen falan neden gelirsin ki onu da anlamam.. ben ve diğer arkadaşlar baya kurtları döktük ve böylece kendime geldim. İspanyol çocukla da baya muhabbet ettik, çok şeker biri..

şu an odamdaki koltukta üzerimde battaniye ile oturmuş bloga yazı giriyorum. hayatımın en güzel parçalarından biri Skype'ta bana kamerasını açmış, oturmuş ders çalışıyor.. karşımda benim yatağımda yatan ise o anlattığım çocuk, ama öyle artık adım atasım gelmiyor. az önce ise sevgilimle konuştuk, bana yakışıklı cep herkülü diyor. :)) başka şeyler de diyor telefonda ama yazmaya utandım. ;) yarın Gelibolu'ya gideceklermiş arkadaşları ile, cumadan sonra da dönecekler.. o yüzden görüşmemiz hafta sonuna kaldı.. ben de o sıra eski sevgilimle görüşmemi aradan çıkartabilirim. geçen doğum günüydü, aradım kutladım. görüşmek için sözleştik.. bakalım..

16 Nisan 2012 Pazartesi

"Dear Leonard,

To look life in the face. Always to look life in the face, and to know it for what it is. At last, to know it, to love it for what it is, and then to put it away. Leonard, always the years between us. Always the years. Always the love. Always the hours."

-Virginia

“Sevgili Leonard,

Yüzüne bakmak hayatın. Her zaman yüzüne bakmak ve ne için olduğunu bilmek. En sonunda,bilmek, onu olduğu şey için sevmek ve ardından.. ondan vazgeçmek. Leonard, her zaman aramızda yıllar var. Her zaman yıllar. Her zaman aşk. Her zaman saatler…”

-Virginia

9 Nisan 2012 Pazartesi

dün gece sevgilimle güzel bir gece geçirdik.. nisan yağmuru sağ olsun ona giderken de sabah ondan dönerken de sırılsıklam olmayı başardım.

banyosunda benim için bir diş fırçasının durması da güzel bir ayrıntı... :)
sanırım beğendiğim videolara alt yazı ekleyip youtube kanalıma eklemeye başlayacağım;
bu videoyu paylaştım mı hatırlamıyorum ama, buna bir bakın.ben çok beğendim:

7 Nisan 2012 Cumartesi

bu hafta sonu yine ailemin yanına gidemeyeceğim. düşündüm de bilgisayarımı, kitaplarımı falan götürmem lazım.. pazar akşamı da döneceğim için saçma olacak.

az önce sokak sanatçıları ile ilgili bir imza kampanyasına katıldım. Başlıkta şöyle yazıyor:

"Bir kenti kent yapan sokaklarda "masalar" yasak, "gösteri yapmak" yasak, "sanat" ise hepten yasak!.. Sokak sanatçısı Vedat Zar, gösterilerini özgürce icra edebilmek istiyor."



bu şarkıyı da çok severek dinliyorum şu sıralar..


........................................
şöyle de bir sorum var, cevabımsa ardından geliyor:

Cinsel kimliğiniz çok mu önemlidir açıklanıcak kadar? işte bu sorunun cevabı çok yönlü olabiliyor.

Bugüne kadar birçok kişi ile tanıştım. fakat çok azını arkadaşım diye tanımladım. arkadaş edinmeyi, sürekli bir şeyler paylaşmayı çok sevsem de çok zor arkadaş edinmek artık..

eşcinsel arkadaşlarımın çoğunda bifobi ile karşılaştım. bu yüzden şuanda hayatımda değiller.. 1 sene boyunca kendimi 'gey' olarak tanımlarken, ilk gaybara gidişimle gey olmadığıma emin oldum.. sadece düzcinsel olmaya çalıştığım gibi sadece eşcinsel olmayı da çok denedim. ama yine de başaramadım. çeşitliliği dengesizlik olarak görenler, değişimimdeki düzeni de göremediler tabi..

hiçbir zaman kız ya da erkek arkadaşlarımla büyük iletişim problemleri yaşamadım. her iki cinsi de anlayabilmek hep bana zevk verdi..

sonuçta eşcinselliğinizi açıklarken, kendi topraklarınızdan onlara uzattığınız köprü bazen kabul edilmeyebilir. bu yüzden köprüler her zaman birleştirmez bazen ayırır da bizleri.. ve uzattığınız bu köprü bazen arkadaşlarınız için bir ayraç görevi görür..



1 Nisan 2012 Pazar

tüm hafta sonu odamda ders çalışmak fena oldu yahu.. ruh halim çok sönükleşti.. ta ki sevdiğim şahıs arayana kadar, kendime geldim hemen sevgi sözcükleri ile veletin. :) sonuçta bu işi yapacaksam hayatımın böyle olacağını neredeyse başından biliyordum.

akşam annem bana bir güzellik yapmak istedi. çalışmalarım için dizüstüm biraz yetersiz kalıyordu. netbook'um ise program yazmaktan başka pek bir işime yaramıyordu. netbookumu yedekleyip ablama bıraktım. kendime güzel bir dizüstü aldım, cidden iyi olacak bu bana.. tatile girince Mass Effect'i baştan sona oynamayı planlıyorum ayrıca. :)) 3.video bana göre görülmeye değer bilim kurgu seviyorsanız..




"Tamam; ölmek zorunda olduğumu kabul ediyorum ve belki de bunun bir an önce olmasını diliyorum. Ama bu, yaşamak için mücadele etmekle bir tezat oluşturuyor mu?" diye sordu Denver'lı avukat hanım.

Zen öykülerini yeniden okuyalı fazla zaman geçmemişti ve bu nedenle tartışmaya, buna yanıt verecek bir öyküyle katılabilirim diye düşündüm. Yaşlı bir keşiş ölmek üzeredir. Yatağa yatar ve akşam olmadan çekip gideceğini söyler. Bütün öğrencileri başucuna toplanırlar. Sadece bir tanesi, en imanlı olanı, hocasının yanına geleceğine pazara koşar. Keşişin çok sevdiğini bildiği bir tatlıyı arar. Tatlıyı bulamaz ama bütün bir gün uğraşarak yaptırmayı başarır. sonra geç kalmadığını umarak koşmaya başlar ve hocasının hücresine döner. Tam kapıya geldiğinde, keşiş gözlerini açar ve şöyle der:

"Sonunda geldin! Peki tatlı nerede?" Ölmeye yatan hoca, tatlıdan bir lokma kopartır ve büyük bir zevkle yemeye koyulur.

Öğrencileri şaşkınlıktan donakalmışlardır. Biri sorar: "Hocam, en son öğretin nedir? Sonradan seni anımsayabileceğimiz bir şey söyle bize."

Hoca gülümser. Ağır ağır, "Bu tatlı çok leziz" der.

Son ders basittir: Şimdi yaşayın, anda yaşayın. Gelecek yoktur. Bunun farkında olun. Şimdi, bu anda, bu tatlı leziz. Hatta ölümün bile önemi yok... henüz.

Atlıkarıncada bir tur daha'dan..