29 Ekim 2011 Cumartesi

bugünlerde sadece ders çalıştığımı kabul etmeliyim diğer üniversitelerdeki arkadaşlarımın 14 dönemlik haftanın 14'ünde de bu kadar yoğun gittiklerini görmedim, tıp okuyan arkadaşlarım hariç.. perşembe akşamı telefonda biraz yakınma işittim. O'nla tanıştığımızdan beri,2 aydır, duyduğum ilk şikayetti, burada gelip benim yanımda da çalışabilirdin falan dedi. ama ne yapabilirim o'nun yanındayken odaklanmam çok güç olur, çünkü sürekli bir dokunma ihtiyacı duyuyoruz.. ve bu hafta 3 ödev teslimim ve 2 sınavım var.. ödev dediğimde öyle aklınıza kısa bir şey gelmesin, 2 gününüzü alıyor en azından bir tanesi.. Stanford Üniversitesi'nden aldığım dersleri saymıyorum bile.. ben de insanım demek istiyorum. çarşamba arkadaşlarla birkaç saat geçirmesem sosyal anlamda sıfır olacağım. :)

bu hafta ne yapıp edip biraz gönlünü alayım şahsın. okul yüzünden, benimle ilgilenmiyorsun diyip biriyle daha ayrılırsam, sanırım elimi ayağımı çekeceğim bu işlerden. ya da bizim fakülteden birini bulacağım.:)

26 Ekim 2011 Çarşamba

bugün bienal'e gidecektik, ancak arkadaşın dersten çıkıp gelmesi gecikti, trafikti falan derken 6'yı geçmişti buluşmamız. ee tabi saat 7'de kapanacağı için biz de haftaya gidelim artık dedik.

sabah 5'te yine gözlerimi açtım. sınavım güzel geçti, yarım saati bulmadı ki tamamladım. kağıdı teslim ederken hocam "sonuçlarından emin misin,Haplo?" diye sordu. bir kaç saniye düşündüm, evet eminim,dedim. emin olmak, aslında göreceli bir kavram tabi ki.. ben sağlamasını iki defa yapmıştım bulduğum denklemlerin. sonra elimdeki makaleleri gösterdim, bitirme projem için.. zor ama çok iyi bir konu seçmişsin dedi hocam, yüksek lisansta da devam edeceğim o platform üzerinde çalışmaya.. şuan Stanford Üniversitesi'nden yapay zeka ve makine öğrenmesi dersleri alıyorum. öğrendiklerimi uygulama fırsatım olacak inşallah... benim için bir tutku bu..

ikinci olarak bugün iki menüyü birden midesine indiren ben değildim. sonrasında nargile içtik bizimkilerle. ikisini de blogger'dan tanıdım, İstanbul SOS gezilerine, Onur Haftası yürüyüşüne falan hep birlikte gittik. blog yazmaya başladığımda hiç böyle birileri ile görüşeceğimi sanmazdım açıkçası, bir kaç sene geri de kalınca iyi dostluklar kurduğumu düşünüyorum.

25 Ekim 2011 Salı

bugün yine aynı olaylar, spor yaptık ve çok iyi omuz çalışabildim. sonra duşa girerken aynada kendime şaştım. ve her zamanki gibi ders çalışmaca.. hayat güzel geçiyor sanırım, annemlerin boşanma davasında şahit olacağımı ve onlar yüz yüze gelince ne yapacağımı aklıma bile getirmiyorum bir süredir. hayat öyle güllük gülistanlık değil, ama kimin için öyle ki...

yarın arkadaşlarımla Bienal'e gidiyoruz.izlenimlerimi yazmayı planlıyorum, umarım çalışmalardaki okumalarım gelişmiştir.

unutmadan Van depremi çok üzücü.. evden çıkmadan kışlık mont,kazak tarzı kıyafetlerimden bazılarını toparladım, annem ve ablamda aynı şeyi yapıp gönderecekler. ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını temenni ediyorum.

bu olay uzun zamandır aklımdan uzak tuttuğum birini düşündürdü bana, ilk erkek arkadaşımın ailesinin bir kısmı oradaydı. en son " seni seviyorum." diye yazmıştı facebooktaki mesajının sonuna, ve ben de yalandan niye böyle bir şey yazdığını sormuştum.bunca zamandan sonra duymak istediğim son şey buydu.ben de aklını başına getirecek bir cevap yazıp engellemiştim.. tam unuttum desem yalan olur.. ama yürümeyeceğini bildiğiniz şeyin peşinden gidemezsiniz.. çok eşliliği kabul edebileceğimi sanmıyorum aşık olduğum kişiyle.. çok eşliliği umursamayacak kadar öylesine görüştüğüm insanlar da olmadı değil sonrasında, ama işte sebep "öncesi" olmuştu..

herneyse, ailesinin iyi olup olmadığını sordum insanlık ben de kalsın diye.. o da cevap yazmış.. hepsi iyiymiş, sevindim.

şu yazı çok hoşuma gidiyor, bu kız yazıyor yahu dedirttiriyor bana:

22 Ekim 2011 Cumartesi

dün bir güzel uyudum sonunda, ve uykuya doydum sanırım. yatağımın içinde durmadan kitap okudum ve film izledim. "Ejderhanı nasıl eğitirsin?" ve "Orlando" filmlerini izledim başlangıç olarak.. "The Walking Dead"in 2.sezon başlangıcını çok heyecanlıydı, oradaki sarışın hatunun hikayesine çok takıldım denebilir. neler olacak çok merak ediyorum. "How I met your mother"ın yeni sezonun ilk defa bir bölümünü bukadar beğenebildim, uzun süredir hiç zevk vermiyordu. bilmiyorum siz de izliyorsanız, beğeniyor musunuz? şimdi bukadar tembellikten sonra, bugün uyanır uyanmaz derslerimin başına oturdum. Stanford Üniversitesi'nden iki tane ders alıyorum internet ortamında..

yarın CV'im için fotoğraf çekileceğim. İspanya'daki uluslararası bir yarışmada Türkiye'ye birinciliği getirmiştik, ve yaptığımız şey ülkemizde ilkti.Amerika'daysa yaşadığımız birkaç kaza bizi gerilere doğru taşıdı. ama geçen sene arkadaşlarım oradan yine 1.liği aldılar, ben farklı bir ekipteydim.ve bizim yarışmamız belirli olmayan bir sebepten iptal edilmişti. bu sene herhangi bir yarışmaya katılmıyorum, onun yerine kendimi istediğim alanda yetiştirmeye çalışıyorum. ama yüksek lisansta pek duracağımı sanmam.. hatta aklımda bir sürü şey var.

az önce eski ev arkadaşımla konuşuyordum. yurtdışında okuyor şuan. teknik okuldan çıkıp hayallerinin peşine gitti doktor olmak için. kendisi daha doktor olmadan beni çok "iyi" etmişti. o karanlık ruh halimden çıkıp kendimle tanışmamı sağlamıştı mesela. dün konseri varmış, söylediği şarkılardan birini şurada paylaşayım:

18 Ekim 2011 Salı

okuldan geldik ve yemek yapmaya başladık. bugün biraz hocamın kafasını şişirmiş olabilirim ama sonuçta birimlerde yaptığı hatayı bulduk, ozaman grafiğim düzgün çıktı. kafayı sıyırmak üzereydim..

onu hallettikten sonra arkadaşımla tekrar spora attık kendimizi. bütün kan dolaşımım rahatlamış gibi hissediyorum, baya iyi çalışabildik. yarın da farklı bölgeleri çalıştıracağız.bir ara yeni protein hapı sipariş etsem çok iyi olacak.

şimdi asıl konumuz şu, az önce kaç zamandır facebook'a bakmıyordum. az önce birinin şu fotoğrafı paylaştığını gördüm:
farkettim ki perfect match i çok nadir yakalayabilmişim, aslında hiç..

17 Ekim 2011 Pazartesi

merhaba blog,

hocalar daha ödev teslim etmeden yeni ödev yüklediklerinden şuara ders çalışmaktan başka bir sosyal aktivitede bulunamıyorum. sene sonuna kadar da böyle gidecek gibi gözüküyor. haftasonu hem havadan hem de sürekli oturup çalışmaktan hafif depresif bir havadaydım. enazından Avrasya Maratonu'na gitmek istiyordum!

herneyse, dün gece yine o'nda kaldım. ve baya bir güzel geçti.. kapıdan girer girmez kucaklaştık ve her yanını öptüm yüzünün ve boynunun. kendisi benden baya bir fit, daha doğrusu kaslı olduğundan sporu biraz daha sıklaştırmam lazım açıkçası.. ama gayet iyi yolda gidiyorum. ayrıca The Reader filmini izledik birlikte, filmi çok beğendim. ve müzikleri hala kulaklarımda.. blog'un müzik listesini değiştirdiğimde eklerim.

gazetedeki şu haberden bahsedip "nefret suçları" hakkında biraz sohbet ettik ayrıca:


şimdi makarna ve çorba pişiriyorum bir yandan, bugün yemek yemediğimi farkettim. acil yemek yiyip çalışmaya devam etmeliyim. uyumaya vakit bulursam iyi olacak, yoksa yarın ne spor ne de girdiğim dersler hiç işe yaramayacak..

15 Ekim 2011 Cumartesi

bugün erken uyanmam gerekiyorken, öğlene kadar uyumuşum.. geçen gecenin yorgunluğundan sanırım. arkadaşlarım bizde kaldığında, önce yemek pişirdik. yemekten sonra ev arkadaşım Güneş kek pişirirken (kek pişirmeyi acaip seviyor fark ettiyseniz. :) ), biz de çıkıp bira falan aldık. yazdan beri alkol almadığım için, üst üste iki efes dark beni gayet güzel yaptı.. zaten biraz kafam güzel olunca, acaip mutlu bir insan oluyorum. gece yarısına kadar muhabbet ettikten sonra, oturma odamızdaki çekyatlara dağıldık.. ama kimse uyuyamadı tabi. sonra dayanamadık nerede sabahlasak diye konuşmaya başladık. birkaç yer değişikliğinden sonra Tophane'ye gitmeye karar verdik.

O'na arkadaşlarımın perşembe bende kalacağını söylemiştim haftabaşında. ama sabah "bu gece göğsümde uyumaya ne dersin?" diye bir mesaj almıştım. plan değişikliği varsa diye sormuştu tabi. tam biz nargile içerken aradı. biraz konuştuk. kafamın güzel olmasına râmen sesimin baya enerjik geldiğini söyledi. diyorum ben azcık içince kendimi buluyorum diye. telefonda hoş bir muhabbetten sonra, telefonu kapayınca arkadaşlarım kendisinden hoşlandıklarını söylediler. hem araması yüzünden, hem de beni çok sıkmamasından. biri çok üstüme gelince geri adım atma eğilimindeyimdir çünkü.. herneyse, güzel bir geceydi baya bir muhabbet ettik,en yakın dostlarımdı hepsi ve içlerinden birinin sözlenmesine ve dostluğumuza kaldırdık içkilerimizi. ama tabi bira ve nargileden sonra inanılmaz horlamışım sabaha karşı, birkaç kere dürtmüşler.ama fayda yok.. :))

13 Ekim 2011 Perşembe


bu akşam arkadaşlarım bana kalmaya geliyorlar.. biri nöbetten çıktı, bakalım gelince bize ne gibi hastane hikayeleri anlatacak. açıkçası bazı durumlarda, yeter sus, demek zorunda kalıyorum. özellikle yemek yiyorsam... doktorluk zor iş.. annem ne kadar tıp okumamı istemiş olsa da, ben bölümümden memnunum. kafam mühendis gibi çalışsa da, arada bir güzel sanatlar okumak istediğimi de inkâr edecek değilim.

bakalım, diğer arkadaşları da toplasın gelsin. hepimizin mezuniyet zamanları olduğundan artık bazılarımız işten, bazılarımız dersten çıkıp geliyor. dostluğumuz giderek ilerledikçe, arkadaş grubumuz benim yaşam alanım gibi oluyor. tam nefes aldığım bir ortam.. açık yaşamak neden güzel derseniz, dün okuduğum şu alıntı geliyor aklıma:


"Uzunca süre maske takarsan altındaki kişiliği de unutursun." V For Vendetta

12 Ekim 2011 Çarşamba

Günaydın blog,
şuan saat 5:11 ve ben tam 5:00'da uyandım. normal insanlar gibi uyanmam gerekiyor bence.

bu ara derslere yetişeceğim diye sürekli çalışıyorum ve listemi yarılayamadım bile bir haftadır. ödev ve sınavlarım yüzünden haftasonu Avrasya Maratonu'na da gidemeyeceğim. :(

ayrıca bu akşam arkadaşlarım bana kalmaya gelecekler, o yüzden dün güzel bir temizlik yaptık. sonra da kek falan pişirdik ev arkadaşlarımla.

dün yemekhanede başıma gelen şeyi paylaşmak istiyorum. fakültede benim haricimde tanıdığım başka bir biseksüel çocuk daha var, geçmişte bana bir kaç defa sevgili olmayı teklif etti. ama ben birbirimizi çok farklı bulduğumdan kabul etmemiştim. hatta bir keresinde aerodinamik kitabının pdf dosyasını gönderdim diye bana bir öpücük borçlu olduğuna karar verdi, hala borcunu da ödemedi.. her neyse, dün yemekhanede çenesini omzuma koyup kulağıma "çok seksi olmuşsun" dedi, ve bunu arkamızdan gelen başka bir arkadaşım duydu. bize dönüp gülümsedi ve çantasını aldı gitti.. ben olayın şokuyla kaldım orada zaten..

11 Ekim 2011 Salı

"Haplo dedi ki...

Slutwalks hakkında bloguma birşeyler yazmak istiyordum ama uzun süredir günlük harici bir şey yazmadığımı farkettim.

Slutwalks bence çok önemli bir hareket.benim çokça ilgimi çeken kısmıysa Hindistan'da olan yürüyüş. sanırım 100 kişiye yakın katılımcı olmuş ve ülkenin nüfusuna oranla çok düşük. ve kadınlara yönelik cinsel istismar ve şiddet oranının eskiye oranla giderek yükseldiği rapor edilmiş.en hızlı artış gösteren suçmuş. ve hatta kadın yazarlarından biri kendini "slut" olarak tanımlamaktansa önce lanetlenmeyi tercih ettiğini söylemiş.

bu gibi toplumlarda kadının bedeni, kendine özel varlığı olarak kabul edilmektense, daha çok aileye ait kabul ediliyor. o yüzden kadınların tam birey olarak görülmesi söz konusu değil ne yazık ki. ancak erkekleri de bir "fethedici" olarak nitelendiriyorlar, kadın bedenini işgal ediyor sanki. kadın istese de istemese de çocuk doğurmak, kocası istiyorsa seks yapmak zorunda. bence bu kadınlara yapıldığı kadar erkeklere de yapılmış, toplumsal kavrayıştan gelen koca bir hakaret. ölçütleri tartışılır. medeni olmaktan çok uzak.

Slutwalks kadınlar için bu beden benim, demenin güzel bir yolu olmuş bence. biz erkekler içinse buna saygı gösterdiğimizi belirtmenin fırsatı.."


diye bir yorum yazdım Zigot'un bloguna.. Slutwalks çok önemli bir hareket, bu konu hakkında bir şeyler yazmak gerek.. şimdilik sadece bu yorumu paylaşmak istedim.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Günaydın blog,

saat 7'de uyanmış olmakla birlikte, saat 9'a kadar hayal kurmaktan başka bir şey yapmadım. camdan yağmuru izlemek güzel..

şimdi arkadaşlarımın sabah dersi olduğundan birlikte kahvaltı ettik ve gittiler. 3'müz de farklı tipte tost seviyoruz, ben sadece kaşarlı, Güneş beyaz peynirli, sevgilisiyse karışık.. ama tost makinemizin fişi prize yetişmediğinden altına kitap koyuyoruz. bu evde tostlar University Physics, Rocket Propulsion ve Otomatik Kontrol kitaplarının üzerinde pişiyor..

ailemizin yeni üyesi var ayrıca, bir hamster. kendisi ile çok içli dışlı olduk hemen. birlikte fıstık yiyoruz ;) ismini Maxwell koyduk, ismi nereden hatırlıyorum derseniz; kendisi İskoç fizikçi ve elektromanyetik alanındaki başarısıyla ünlü. sanırım formüllerini bir kağıda yazıp kafesin yanına yapıştıracağız. Zaten ev arkadaşım sürekli o konuda çalışıyor. :) bir de aklıma çocukluğumdan bir anime geldi, Hamtaro. hamsterları seviyorum kısaca.

şimdi ders çalışmam gerekiyor..

8 Ekim 2011 Cumartesi

bugün gayet iyileştim, bir iki gündür ateşim vardı. kendimi bomba gibi hissediyorum uyandığımdan beri, ama öyle çok fiziksel bir aktivitem de olmadı hani.. tüm gün oturup ders çalıştım, ödev taslakları hazırladım. grafikler çizip, çözümler yaptım. hocama gösterip, doğruysa programlamaya başlayacağım robotu..

onun dışında bugün tatile gittiğim ve ailede tek açık olduğum kuzenimle kendimize dövme seçtik. onun zaten belliydi ama ben karar verdim sanırım. bir pusula ve küçük bir yıldız yaptıracağım sol kolumun iç yüzeyine. saatimin biraz üstünde olacak. yıldız tabi ki kuzey yıldızı, pusulaysa kendim çizdiğim bir şey olacak.. ara sıra hayatta yolunu kaybeden, başıboş dolaşan biriyim. kendime amaçlar ve motivasyonlar belirlerim. hele biri beni cesaretlendiriceğine tersi bir harekette bulunursa bundan pek hoşlanmam.. pusula ve kuzey yıldızının anlamı şu, ikisi ben de olduğu sürece bir daha yolumu kaybetmeyeceğim.. kim ne derse desin..

5 Ekim 2011 Çarşamba

bugün dersten sonra arkadaşımla tekrar spora gittik, kendimizi baya yorduk.. öncesiyle karşılaştırınca bacaklarımız baya bir açıldı, koşu tempomuzu yükselttik. sonra karın, göğüs,
kanat ve bacak çalıştık programa göre. halteri seviyorum..

eve çok yorgun gelince bir duş alıp uyuyakalmışım, şimdiyse ateşim bir çıkıp bir iniyor. ama haftasonundan beri sürekli ders çalıştım, ödevlerin çoğunu hallettik ve yarınki sınava çalışmaya başlayacağım şimdi.. umarım daha fazla ateşim çıkmaz, titreyip duruyorum. :)

derste bir yandan not alırken, bir yandan çizdiğim "Dürüst adam" isimli karalamamı da ekliyorum. "Dürüst adam" kişiliğini korumak tek ayak üzerinde denge sağlamaya benziyor belki de. dişi anime karakterler için oran çalıştığım model ile, daha ayrıntılı çalışacağım bir fantastik karakterin ön çalışmasını da ekliyorum.

3 Ekim 2011 Pazartesi

şimdi düşünüyorum da; "yapamam, imkânı yok" dediğim şeyleri bir güzel yapmaya başlamışım. başarılı bir şekilde geçen yaz aileme açıldım mesela.. neredeyse tüm yakın arkadaş çevreme de açığım. hâlâ da açılma işlemim devam ediyor. "out" olma kısmında kendimi deniyorum. blogda çok net olmasa da resmimi kullanmamın sebebi de budur. kendimi yeterince tatmin edince kaldırabilirim..

bu sene LGBTT Onur Haftası yürüyüşüne de katıldık arkadaşlarımla. Taksim'de İstiklâl üzerinde queer tangoyu izlemek, slogan atmak, tünelin orada dans etmek.. benim için çok önemliydi. bir LGBTT üyesiyseniz, neden önemle "pride" dendiğini ozaman kavrıyorsunuz.

ve gitmeyenler ya da gidemeyenler için bir kaç resim;




şimdi aklıma Kaos GL dergisinde okuduğum Nevin Öztop'un "Erkeklerle Sevişen Lezbiyenlik" başlıklı yazısı geliyor. bu yazısını çok beğeniyorum. şöyle güzel bir saptaması var;
" Gelin beraber bakalım, biseksüellere nelerin fırlatıldığına…
"Ne yardan, ne serden geçenler", "bir taşla iki kuş vuranlar", "hümanizmin bokunu çıkaranlar", "kız/oğlan fark etmez; sağlıklı olsun da…’cılar", "maymun iştahlılar", "ne istediğini bilmeyenler", "çift-kasetçalarlar", "dengeli beslenenler", "cinsel-şımarıklar"… "
ve şöyle devam ediyor:
""Hetero dünya"nın fobisinden nasibini alan ve eşcinselliğin kesişme kümesiyle pek de kesişemeyen bir ikilik: biseksüellik. Dikkat gerektiren, bir o yana/bir bu yana yalpalamamayı şart koşan bir terazi, gramların ve dirhemlerin önemli olduğu…"
heteroseksüellerin homofobisini bir nevi kavrayabiliyorsunuz ve bazı sebepler görüp mücadele edebiliyorsunuz, hiç olmadı görmezden gelmeyi öğreniyorsunuz. peki heteroseksüellerden görmediğim bifobiyi nasıl açıklayabilirim diyorum. evet, geylerin bifobisinden bahsediyorum. bazı geyler açılma döneminde biseksüelliği bir eşik olarak kullanabiliyor, suya alışmak için ilk ayağını sokmaya benziyor bu. bu yüzden onları kim suçlayabilir? biraz anlayışlı olmak lazım diyorum.
ancak siz biseksüelim dediğinizde tersini ispatlamaya çalışan kişilerle karşılaşabilirsiniz, ve buna anlam veremeyebilirsiniz. "ben bilmeyeceğim de kim bilecek,gerizekalının bayrak tutanı." gibi şeyler içinizden geçebilir. :)) hatta ben kesinlikle bir biseksüelle ilişki yaşamam diyen birine, ben zaten senle ilgilenmiyordum ki onu nereden çıkardın, diyip keyfinize bakabilirsiniz.

Kısacası LGBTT'nin içindeki bifobiyi, transfobiyi ve homofobiyi çözebilmiş değilim. Hele ki efemine olupta efemine geylerden hiç haz etmeyen tiplemeler.. en çokta onlar var sanki? ya da gözüme batıyorlar. :)





2 Ekim 2011 Pazar

tekrar merhaba blog,

şimdi neler oldu, neler bitti kısaca yazayım. birincisi çok fazla dersim var. bu haftasonu evden çıkmamın imkanı yok. arkadaşlarım buluşmak istese de maalesef diyorum..

ikincisi geçen gece görüştüğüm kişinin evinde kaldım yine, ama sabah 8 buçuktan akşam 5 buçuğa kadar dersim vardı. sonrasında Japon dili ve kültürü grubunun toplantısına katıldım.belki anime,manga çizim atölyesinde arkadaşlara ders verebilirim. şu geçen yazıda bahsettiğim testi pozitif çıkan çocukta grubun başkanı.. ev arkadaşım çizimlerim hakkında beni övünce, gelip kolunu omzuma atıp, sen gel şöyle bir konuşalım dedi. ehh dedim nedir bu samimiyet biranda.. tabi öyle bir amacı yok şahsın. belki gider grupla bir iki saki içeriz..

gece o'nda kaldığımda, biraz sohbet ettik.. bolca sarıldık ve seviştik. yine film izledik, ama ben çok yorgun ve uykulu olduğumdan filmi yarıda kesmek zorunda kaldık.. ona sarılıp uyumayı çok seviyorum ve açıkçası bunu da özlüyorum. sabah alarmım çaldığında (07:35) bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu.. o şekil sarılıp biraz daha uyuduk. söylediklerine bakarsam ben uyurken nefesimi dinlemiş, nasıl kucağında uykuya daldığımı anlattı. =)) horlamışım da yahu!!

işin en güzel tarafı sporun işe yaradığını söyledi, bir haftada eski formuma dönmeye başladım. tabi bırakmak yok, koşmayı ve ağırlık çalışmayı seviyorum. ve benle çalışacak fakülteden bir arkadaşta buldum. işler çoğunlukla yolunda ve hayat yoğun..

bu şarkının ve FullMetal Alchemist: Brotherhood'un bendeki yeri farklıdır ;