28 Temmuz 2011 Perşembe


''Ben nasıl yargılamıyorsam sizi... Belki de bilseydim hikayelerinizi yapardım bunu... Bilseydim bütün aşkınız bitmiş olduğu hâlde, içinizde bir cesaret kırıntısı dahi olmadığı için terk edip gidemediğinizi... Ya da bilseydim, aşkınızdan öldüğünüz hâlde, geri geri kaçıp, sırf o anlamsız huzurun peşinden koşmak için bambaşka yollara saptığınızı... Yargılardım...

Şuan çok sırası değil belki de yargılamaların, hem zaten hiçbirinizin hikayesini bilmiyorum...''

George Sand

Herkes kendi kimliğini arıyor bir yerlerde, bir şeylerde. neyin neden olduğunu veya neden olacağını.. hayatımıza nasıl şekil vereceğimizi düşünüyor her birimiz.. yaşarken sürekli birşeyleri algılıyoruz ve kafamızın içinde hükümleri yapıştırıyoruz.

her anı belki de yargılayarak yaşıyoruz başka yolu olmadan..bilinçli ya da bilinçsiz..

ama bunları edindiğimiz bilgiler dahilinde yapıyoruz. bazıları dogmatik olsa da, bazıları birinci elden tecrübe edilmiş olabiliyor.. ama bu yeterli mi?

belki de öğrendiğimizden çok başka bir bilgi türü mevcuttur. bu yüzden hükümlerimize kesinlik gözüyle bakarken bir kez daha düşünmemiz gerekir derim.

bu yüzden bazı 'doğru'lar gerçeklikten değil genellikten gelir..

sevilmeye ihtiyaç duyarız hepimiz, saygı duyulmaya da öyle.. işimizi, kariyerimizi önemseriz.. bazıları çoğunluğu yüceltip, azınlığa kuşku duyar hatta aşağılar.. keşke her yaptığımızı kabul görmek için değil de içimizden geldiği için yapsak..

ozaman her seferinde hizalanmaktan vazgeçip özgürlüğü tadabiliriz..

24 Temmuz 2011 Pazar

iki gündür evde eşyalarımı toplamaya çalışıyorum.. ikinci kez arkadaşlarımla eve çıkıyorum. ilk ev arkadaşım ani bir kararla yurt dışında okumaya karar vermeseydi, pek aile yanına dönecek değildim zaten. o zamanlar 18 yaşındaydım ve kendim hakkında çok az şey biliyordum. şimdi çok yol kat etmişim gibi geliyor ve biliyorum ki daha önümde upuzun bir yol var her konuda. en azından daha güzel resim çiziyorum. :)

umarım yeni ev bana uğurlu gelir.. eski ev arkadaşım bu yaz İstanbul'da ve yarın doğum günü. Amy Winehouse'ın ölümüne o kadar üzüldük ki birlikte.. şarkıları o kadar çok şeyi dile getirmiş ki.. milyonların sevdiği bir insanı hiç birimiz kurtaramadık. kimin ne dediği umrumda değil, kimsenin onu onaylamasına ihtiyacı yok. gözümde çok değerliydi ve o da hayattan kurtulamadı.. ve aynı sabah bu haberi duymadan önce, anneme erken yaşta ölürsem sağlam organlarımı bağışlamalarını söyledim. çünkü ölüm var.

bugün tekneyle deniz havası almak en güzeliydi. şimdi son çantamı hazırlıyorum. fakülteden bir arkadaşım taşımama yardım edecek. bundan önce tuttuğumuz evi iki kız öğrenciye vermek istediğini söyleyen ev sahibi yüzünden bırakmak zorunda kaldık. sanki kızlar evlere daha iyi bakar diye bir kural var. ablamla benim odamı karşılaştırsalardı direk bu yargının yanlış olduğu anlaşılırdı. :) ayrıca bir ankete göre en istenmeyen komşu tipi eşcinseller, AIDS hastaları ve dost hayatı yaşayanlarmış. toplum olarak bilinçlenme gereksinimimiz çok yüksek..

.........................

bu ara çok stres yaptığım bir konu var.. uzun süredir tanıdığım, konuştuğum biri bu yaz Türkiye'ye geliyor. ilk defa yüz yüze görüşeceğiz ki neredeyse her gün skype'ta birbirimizi görüyoruz. beni stres altına alan konu 'senin için geliyorum' demesi.. bir arkadaş aracılığı ile tanıştık, ve o İstanbul'dayken sadece birkaç eğlenceli gece geçir diye arkadaşım önermişti. aslında ikimiz de işleri daha ağırdan alan tipler olduğumuz anlaşılınca daha güzel çerçevede gelişen bir iletişimimiz oldu.. ayrıca seneye erasmus'la İstanbul'a geliyor. bu yüzden bu tanışma işleri nereye vardırır bilmiyorum. ama bence iyi birer arkadaşız enazından. o olmasa aileme de açılmayı başaramazdım.. o da başka bir hikaye..

21 Temmuz 2011 Perşembe


Dün İstanbul Modern'deydik. Anlaştığımız saatten bir saat erken gittiğim için tramvay ile Kabataş'a kadar devam ettim.. Yürümenin fena olmayacağını düşünürken iner inmez yağmur başladı ve böylece sabah mırıldandığım dua karşılığunu buldu..yağmur altında yürümek çoğunlukla güzeldir.

Doğa ve insan arasındaki etkileşimi gösteren güzel bir seygiydi.. Sanayiileşme çağına ayak uydururken yaşadığımız çevreye, ekolojik dengeye ne gibi zararlar veriyorduk? Avustralya'da otoban kenarında ölmüş bir kanguru ve kimliği belirsiz bir motorcunun yol kenarında durup onu kucağına alması, başına gelenler için ondan özür dilemesi, kucağında kanguruyla törensel devinimler yapması..belki de onu yolun karşısına geçirmesi etkileyiciydi. ben benzer şekilde ölen alman kurdumu hatırladım..

Şimdi anlıyorum ki, yeni bir köpek( kurt ya da kangal :)) istesem de kaybı için endişeleniyorum.. çünkü sevgi acıtır.. peki biz yaşadığımız dünyayı sevmiyor muyuz? ağaçlar kesiliyor, kendine özgü yaşam biçimleri dünya üzerinden siliniyor.. ve hepimiz bunları biliyoruz.. yapabileceğimiz bir şey yok belki de.. bireysel olarak nekadar farklı düşünsekte topluluk olarak çok yanlış şeyler yapabiliyor insanoğlu.. kalabalığa uzak insana yakın duruşum belki de bu yüzden..

19 Temmuz 2011 Salı

bugünkü sanat dersimizin konusu kimlikti. "Türkiye'de ... olmak" diye kurulan cümlelerin çoğunlukla bir soruna işaret ettiği fikrine katılmamak elde değil. Kimlik; kendin olma başkası olmama durumlarında kullanılan tanımlar olabilir. Türk Dil Kurumu'na göre;
"kimlik, -ği
a. 1. Toplumsal bir varlık olarak insana özgü olan belirti, nitelik ve özelliklerle, birinin belirli bir kimse olmasını sağlayan şartların bütünü: “Sanırım uzun zaman kimliğini korumak, güçlü kalabilmek için direndi.” diye açıklanmış.

Genellikle bu durum ya da tanım sizin en çok ayrımcılığa uğradığınız konu ile alakalı oluyor. kafa karıştıran kısmı da bence şurada başlıyor; kimlik bizi "öteki"nden ayıran bir özellikse, aynı kimliği paylaşanlarla birlikte olmak güzel bir şey olmalı.. ancak o zaman bu kimlik özelliği sizi tanımlarken ki önemini kaybeder mi?

Daha önemli bir şey varsa şudur; farklı kimliklere sahip insanların birbiri ile sağlıklı bir etkileşime sahip sosyal bir çevrede yaşayabilmesi.. burada empati kurabilme yeteneği kilit nokta.. saygıyı da unutmamak lazım..

Ben İstanbul'da yaşıyorum ve İstanbul modern bir kent- modern dediğimde tamamen iyilik ve güzellikten bahsetmiyorum, içinde zıtlıklarla farklılıklarla dolu bir kaos ortamı sanki.. Şebnem Ferah'ın iyi-kötü şarkısındaki dans pistini andırıyor. aradan iyi insanları seçerek çıkarmaya çalışıyorum.. ve ne mutlu ki hepsi birbirinden farklı.. bir insanın "öteki"si sizi tamamlayan bir puzzle'ın parçası gibi olabiliyor...ve unutmayın ki; bu zamanda modern toplumun başarısı farklılıklardan geçiyor..

Regina Spektor- On the Radio ( Live in London )

http://www.youtube.com/watch?v=0XshG3NVx3o

18 Temmuz 2011 Pazartesi


'Eğer patırtı ile başlarsanız, mırıltı ile bitiremezsiniz.'
T.S Eliot

Hayat sürekli gebedir. Beklenmedik anlarda sancıları tutar ve sürprizler doğurur bize.
Keşke deriz.. neyi niçin yaparız bilmeyiz.. Keşke tabuları yıkan bir çağa doğabilseydik Türkiye'de.
ama hala umut verici şeyler var. her an umudumuzu yerle bir eden şeyler de.

bu yüzden bloguma bu mırıltı ile başlıyorum.. eski bloglarımı farklı sebeplerden kapattım.şimdi atlıkarıncada bir tur daha diyorum..